9. Çıkar Nereye Götürürse

9. ÇIKAR NEREYE GÖTÜRÜRSE

(Guillaume'un Kahvesi. PAULİ soldaki masada oturmaktadır. GUILLAUME kapıya yaslanmıştır. EGLI, elinde bir evrak çantasıyla bankadan telaşla çıkar.)

EGLI — Pauli, bak; bugün gene çevrilecek işler üzerinde konuşmamız gerekiyor. Her öğleden sonra yaptığımız gibi. (PAULi'nin masasına oturur) Ben bugün otelci Bayan Apollonia’yı bekleyeceğim. Karı bönün biri. Falcıya gitmiş. Falcı da ona, bugün Guillaume'un Kahvesinde Brezilyalı bir adamla tanışacağını söylemiş. Bu tanışma, onun için büyük bir dönüm noktası, yaşamının en büyük şansı olacakmış. Tabii çakıyorsun. Falcıya parayı veren, bu tatlı yalanları söyleten benim. Brezilyalı kim olacak, biliyor musun? Ben!. Ortak bir iş çevirip iyi bir voli vuracağız. Guillaume, şampanya soğut!

GUILLAUME — Her zamanki gibi, bay Egli.

EGLI — Sen de, Pauli, bugün ilk kez banka dışında tek başına bir iş çevireceksin. Bak, hiç kendi kendimizi aldatmayalım, arkadaş. Durumun aslında hiç de parlak değil. Saymanlık işlerini pek kıvıramadın. Sahte belge düzenlemeyi bile beceremedin. Gene de, kafanın biraz çalıştığını düşünerek, basit, kolay bir iş vermeyi kararlaştırdık, sana. Görüyorsun ya, insanlığımızı bütün bütün yitirmiş değiliz. Yapacağın şu: bir saat fabrikatörüne ufak bir kazık atacaksın, o kadar. Çocuk oyuncağı gibi bir şey. Şimdi, not al bakalım. (PAULI not defterini çıkarır, yazmaya başlar) Andavallının adı Piaget. Dün akşam, Fantasio barında, üç bardak viski yuvarladıktan sonra, bizim Schmalz, adama, Doğu Alpler bölgesinde Haxel'de uranyum madeni bulunduğunu söylemiş. Adamı iyice inandırmış; aklını çelmiş, Derken, bizim Piaget, bu sabah otelin holünde kime rastlasa beğenirsin? Arkadaşımız Kappeler'e. Tam bir rastlantı bu, tabii. Aslan Kappeler de, ona şu mavalı okumuş: Guillaume'un Kahvesi'nin temelli müşterilerinden Stüber diye biri var. Bu adam bir maden ocağına ait tahviller satar. Şimdi çaktın mı oğlum, bu verimli maden ocağı nerede? Nerede, olacak, Haxel'de tabii. O temelli müşteri kim, peki? Sen, Pauli, sen! Al, sana yüz sağlam tahvil. Bunları Piaget'ye sokuşturacaksın. Birazcık palamutu çalıştırmak yeter, oğlum. (PAULİ’ye bir deste tahvil verir) Tahvil başına beş yüz isteyeceksin, tamam mı? Adam bir yutar da satın alırsa, bomba gibi bir iş çevirmiş olacağız. Değerli maden ocağımızda yoz taşlardan başka bir şey yok çünkü. Tatlı canını hiç üzme. Adam nasıl olsa satın alacak bunları. Çünkü bir yerde çıkar varsa, kişi oğlu ne yapar eder, onun ardından gider. Onun için davranışını önceden kestirmek güç değil. İşte, bak, saatçi Piaget karşıdan göründü. Davran, bakalım. (Sol geriden PİAGET yavaş yavaş girer. EGLI sağdaki masaya geçer)

PAULİ — Guillaume, bir tabak bonfile, lütfen. Doğra da getir.

EGLİ - Aferin, be!
(GUILLAUME, PAULİ'nin önüne bir tabak doğranmış bonfile koyar. PAULI bunlarla martıları beslemeye başlar. PİAGET, şaşkınlık içinde PAULI nin masasına oturur.)

PİAGET — Ne yapıyorsunuz böyle?

PAULİ — Hiiç, martıları besliyorum.

PIAGET — Bonfileyle mi?

PAULİ — Oldu mu, en iyisi olmalı.

PİAGET — Pek pahalı bir. eğlence, ama.

PAULİ — Olsun. Dokunmaz artık. Şu maden ocağı satışı başladıktan sonra.

PİAGET — (Şaşkın) Hangi maden ocağı? Haxel'deki mi?

PAULİ — Evet. (şaşmışcasına) Allah allah, siz nereden biliyorsunuz?

PIAGET — (Kurnazca) Hiiç, öyle. Sezgilerim aldatmaz beni.

PAULİ — Bu maden ocağı aslında felaket bir durumdaydı. Yoz taştan altın çıkarmak için boşuna uğraşıp duruyordum. Yollar berbattı. Bir şey getirmek bir yana, giderleri bile karşılamıyordu. Bütün tahviller elimde kalmıştı. Ama bugün bankamdan bir telefon: beni bu güç durumdan kurtarmak için bütün tahvillerimi satın almak istiyormuş.

PIAGET - Yardımsever bir banka doğrusu.

PAULI — Düş gibi bir şey; inanamıyorum.

PİAGET — Ne kadar veriyor tahvil başına ?

PAULİ — İki yüz. (PİAGET ayağa kalkar)

PİAGET — Garson, bana da bir tabak doğranmış bonfile!

GUILLAUME — Basüstüne beyefendi. Çoktan hazır.
(PİAGET'ye bir tabak dolusu et getirir; PİAGET tabağı alıp su kıyasına gider. PAULI de ayağa kalkmıştır. EGLI, PAULI'ye, yaptığı yanlışlığı anımsatmaya çalışır. Ana, PAULI ona “başarı anlatan” bir işaret çakar ve PLAGET’nin yanına, su kıyısına gider. İkisi birlikte martıarı beslemeye başlarlar).

PIAGET — Ben Piaget.

PAULI — Ben Stuber.

PİAGET — Kaç tahvil var elinizde ?

PAULİ — Yüz.

PİAGET — Demek banka yirmi bin veriyor?

PAULİ — Evet.

PİAGET — Ben yirmibir bin verirsem?

PAULİ — (Şaşmış gibi, martıları beslemeyi bırakır) Yirmi bir bin mi?

PİAGET — Ben de yardımseverim.

PAULİ — Bu işin içinde bir iş var, ama pek kavrayamıyorum doğrusu.

PİAGET — Yirmi iki bin. (Cebinden banknotlar çıkarır).

PAULİ — Kusura bakmayın, beyim. Bu işin aslını astarını bir araştırayım ben.

PİAGET — Yirmi üç bin. Hemen elinize sayayım.
(Banknotları PAULİ'nin elindeki tabağın üstüne koyar).

PAULI — Yirmi üç bin mi? (PİAGET’ye tahvil destesini uzatır) Buyurun, Haxel'deki taş ocağı sizin artık.

PİAGET — İleride de adımı duyacaksınız, bay Stuber. (Elindeki tabağa bir banknot koyar. GUILLAUME' uzatır) Hepsini buradan alın, hesap benden. (PİAGET sağ geriden çıkar. PAULI, elindeki banknotları, zafer işareti olarak EGLI'ye sallar. EGLI öfkeyle yerinden fırlar. Ama o sırada, soldan umutlar içinde APOLLONIA girer. EGLI soldaki masaya oturur; tetiktedir.)

APOLLONİA — İzninizle, oturabilir miyim?

EGLİ — Buyurun rica ederim. (APOLLONIA, EGLI’ye gizemli bir bakışla bakar; duraksayarak masasına oturur).

APOLLONİA — Garson, bir kahve lütfen.

EGLİ - Bana da bir şampanya. En iyisinden.
(GUILLAUME istenenleri getirir. PAULİ orta masaya oturur ve ustasının dolandırma sanatından bir şeyler öğrenmeye çalışır).

APOLLONİA — Bir şey kutluyorsunuz herhalde?

EGLI — İnsanın ara sıra eline bir paralar geçiyor; onu kutluyordum. (Puro içmeye başlar)

APOLLONİA — İthal malı mı?

EGLİ — Benim anayurdumdan.

APOLLONIA — (Sevinçle) Brezilyalı mısınız, yoksa?

EGLİ — Rio’luyum.

APOLLONİA — Ben de Steffigen'li. Adım Apollonia.

EGLİ — Benimki de Lopez.

APOLLONİA - (Gizemli) Ben aslan burcundanım. Siz?

EGLİ — Ben de.

APOLLONİA — Siz de mi?

EGLİ — Umarım ki bu burç, bana olduğu kadar, size de uğur getiriyordur.

APOLLONIA — Ah, bay Lopez.

EGLİ — Ne o, bir sıkıntınız mı var?

APOLLONİA — Alp Yıldızı otelinin sahibiyim. İnanılmaz gibi gelir ama, bir günler bizim kasaba çok ünlüydü. Bir çok lordlar, önemli kişiler gelir, uzun süre kalırlardı. Ama iki yıldır, otelciğim kapalı. Ne uğrayan var, ne eden.

EGLI — Öyleyse, hanımcığım, dilenecek şey şu: beklenmedik bir şey olsun da, bu otelin yıldızı yeniden parlasın.

APOLLONİA — Benim de gece gündüz duam bu.
(PAULİ sağdaki masada oturan EGLI'nin korkunç bakışını görmezlikten gelir).

EGLI — İzin verirseniz, sayın bayan, size bir öğütte bulunayım. Hiç durmayın, otelinizi dört milyona sigorta ettirin. Tanıdığım küçük bir sigorta şirketi var: Eirene Sigorta. Burayla bir anlaşma yapın.

APOLLONİA — (Şaşmış) Peki, neye yarayacak bu?

EGLİ — Hiç. Ufak bir kundakçılık yeter. Yılda dört bin yatıracaksınız, ama sonunda tam dört milyon alacaksınız. Buyurun (Masanın üstüne dört bin sayar).

APOLLONIA — Ne, dört bin mi? Hern, bunu böylesine bir rahatlıkla masanın üstüne koyabiliyorsunuz!

EGLİ — Demin de sampanya içmeme şaşmıştınız. Bakın, uzaktan tanıdığım biri vardı. Tıpkı sizin durumunuzdaydı. Allgaeu'da, beş para etmez ufak bir fabrikası vardı. Eirene: Sigorta'ya, bu fabrikayı iki milyona sigorta ettirdi. Günün birinde fabrika yanıverdi. Sigorta da iki milyonu tıkır tıkır saydı. Ben, kendi yüzdemi aldım. Bizim tanıdık da güzelim villasını.

APOLLONİA — Bunun için bir yüzde mi alıyorsunuz?

EGLİ — Ee, kolay değil, bayan. Rio Üniversitesinde tam yirmi yıl kimya profesörlüğü yaptım. Hem de patlayıcı maddeler kürsüsünde.

APOLLONİA — Garson, bana da bir şampanya!

GUILLAUME — Başüstüne bayan. Çoktan hazır. (APOLLONİA'nın önüne bir bardak şampanya koyar).

APOLLONIA — Bakın, Lopez.

EGLİ — Buyrun, Apollonia.

APOLLONİA — Şimdi açık ve kesin konuşalım. Bu numara benim otelimde de işleyecek mi?

EGLİ — Ben bilim adamıyım. Bilim şaşmaz. (Şampanyalarını yudumlarlar).

APOLLONİA — Paranızı geri alın, sayın profesör. Sigortaya dört bini ben kendim ödeyeceğim.

EGLI — Göreceksiniz, buna hiç pişman olmayacaksınız. Bir hafta sonra, sizinle gene bu kahvede buluşalım. Bana otelinizin anahtarını getirin. Gerisini bana bırakın. Döküntü oteliniz derhal küle dönüşecek. Siz de zengin bir hanımefendi oluvereceksiniz; villa sahibi.

APOLLONİA — Villa milla istemem. Gezmek, dolaşmak istiyorum ben. O lord müşterilerimin ülkelerine uzanacağım.

EGLİ — Demek gezip tozmak istiyorsunuz.

APOLLONIA — Garson, hesaplar benden. (Parayı masaya koyar; ayağa kalkarlar).

EGLI — Haftaya, Apollonia.

APOLLONİA — Haftaya, Lopez. (Sol geriden çıkarken bir kez daha dönüp el sallar) Yıldızlar hiç de yalan söylemiyormuş. Fal doğru çıktı. (Sol geriden çıkar).

EGLI — (Dostça) Şimdi Pauli, gel de seninle şu dümenlerimizi bir karşılaştıralım. (Orta masaya geçer, PAULI de yanına oturur).

PAULİ — Benimki esaslı işledi. Tam yirmi üç bin vurduk, bay Egli.

EGLİ — (Acı bir gülümsemeyle) Yirmi üç bin mi?

PAULI — Evet, tam yirmi üç bin. Beğenmedin mi yoksa?

EGLİ — (Sakin) Tahvil başına kaç isteyecektin, ulan?

PAULI — İki yüz.

EGLİ — Şu notuna bir bak bakalım, kaç yazmışsın?

PAULİ — (Not defterine bakar, irkilir) Beş yüz.

EGLİ — (Gereğinden çok sakin) Deminden beri kendimi tutmaya çalışıyorum. Delireceğim nerdeyse.

PAULI — Ama bay Egli…

EGLİ — (Çok sakin) Kes. Tek laf istemem. Dayanamıyorum artık. Gücümü aşan bir şey oluyor bu. Kendime hakim olamasam, canıma kıyar, öldürürüm kendimi. Yirmi yedi bin havaya gitti. Seni, bu tahvilleri elli bine sokuşturmakla görevlendirmiştik biz.

PAULİ – Peki bay Egli, siz bayan Apollonia ile ne yaptınız? Giriştiğiniz iş pek saçma geldi bana. Bankanın bundan ne gibi bir kazancı olabilir, anlamadım.

EGLİ – Ya, demek banka hiçbir şey kazanmayacak sence? Bak, Pauli, bak oğlum. Az önce, çağımızın en büyük zekâ esnekliği isteyen bir oyununa tanık oldun. Ama, gene de hiçbir şey anlayamadın. (Ayağa fırlar, masanın üstüne bir yumruk indirir; bağırır). Hiçbir şey anlayamadın! (Yeniden sakinleşir) Bak, Pauli, Eirene Sigorta bizim bankanın sigortasıdır. Şu iflas eden otelci kadının da, Birleşik Bankalar'da iki yüz bini aşkın bir hesabı var. Şimdi kavrayabildin mi? Oteli yanmasına yanacak, ama sigorta da dümeni çakmış olacak. O zaman biz Steffigen'li namusu bütün hanımı parmağımızda oynatmaya başlayacağız. (Soldaki masaya oturur) Laf maf etmeye kalkma, Pauli. Boşuna tartışmayalım hiç. Tepem zaten atmaya başladı. Bir boka yaramadığını ortaya koydun sen. Hadi, kalk da şu bodruma in bari.

PAULİ — (irkilir) Bodruma mı? Ne yapacağım peki orada?

EGLİ – Bu gece yarısı Haeberlin'i yollayacağım sana. Son günlerde hapishanelerle fazla aklını bozmuştu. (Susuş)

PAULİ – Yani, ben onu…

EGLİ – Evet, sen onu…(Susuş)

PAULİ — Ama nasıl olur, bay Egli? Benden nasıl böyle bir şey istersiniz?

EGLI — Ne o, yoksa sen Heini'nin başına geleni olağandışı bir şey mi sanıyordun? Bak, Pauli, bu işe hepimiz böyle başladık. Hepimiz de bu kahveye böyle senin gibi gelip oturduk. Sabahleyin hemen hemen suçsuz, gündelik kişilerdik. Öğleyin birer haydut, gece yarısı birer eli kanlı. (Ayağa kalkar) Yazık. Yirmi yedi bin havaya gitti. (Ayaklarını sürüyerek bankaya doğru gider; avunma tanımaz bir tonla) Gider tabii. Allah kahretsin şu hastalığı! Kızıp bağırmaya bile gücüm yok.

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License