6. Sevmenin Bedeli

6. SEVMENİN BEDELİ

(Banka Müdürü BÖCKMANN perde önüne çıkar).

BÖCKMANN — Bayanlar, baylar! Az önce Personel Şefinin sabahına tanık oldunuz. Güzel. Şimdi artık, özel bankamızın günlük çalışması başlayabilir. Çok güzel. Müdürlük, işlerin nasıl çevrildiğini sizlere anlatmamı istiyor. Ancak, ben duraksıyorum, doğrusu. Çünkü bizimki gibi bir kredi kurumunun günlük işleri gizlidir aslında. O içinde yüzdüğümüz mücadele, karışık, acımasız, kıran kırana bir mücadeledir. Akıl almaz. Kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Kılıcın keskin ağzı üstünde dengemiz; öyle yaşıyoruz, Tahvillerde ufak bir yanlışlık, bilançoda çıkabilecek bir oynama, tamam; tepe taklak götürür bizi. Çünkü, bayanlar baylar, kendimizi hiç de aldatmayalım; zaman kötü, ne yazık ki bir hukuk devletinde yaşıyoruz biz. Her şey, her yan toptan kokuşmamış ki, biz de böyle bir fondan yararlanıp, dalaverelerimizi genel ahlak kurallarına dayandıralım. Satın alabileceğimiz ne bir Maliye Bakanı, ne de bir Emniyet Genel Müdürü var. Rüşvet verebileceğimiz bir müfettiş bile yok. Yok, evet yok. Çevremizde yalnız ve yalnız katı, katıksız bir dürüstlük. Belki bu dürüstlüğün de bir sınırı vardır, ama ne yapalım ki bu sınırın nerede bittiğini biz henüz bulamadık. Gene de, cehennemi düşünürsek, yeryüzü cennet kalır yanında. Sözün kısası, bayanlar baylar, teknik ayrıntılarla başınızı ağrıtmayacağız sizin. Bunun için, bize teşekkür edin. Yalnız insan olarak kaygılarımızı, çatışmalarımızı, ana çizgileriyle yansıtmakla yetineceğiz. Bunlar, aslında daha önemli şeyler, değil mi? İnsanın iç yaşaması her şeyin üstünde değil mi? Gerçi, sizlere, bizim o dahice ve büyük ustalıkla planlanmış işlemlerimizi açıklasaydık, kesin olarak inanıyorum ki, ekonomi kültürünüz büyük ölçüde artardı. Ama, ne yapalım ki, bizler, burada belli dram kurallarına bağlı kalmak zorundayız. Seyircinin ancak doğrudan doğruya kavrayabileceği şeyler etki sağlar sahnede. Oysa, gerçekten çok ince ve ustalıkla düzenlemiş bir işlemin doğrudan doğruya anlaşılmasına olanak yoktur. Hem sonra, bu konuda fazla açıklama yapacak olursak, yalnız siz seyirciler değil, müşterilerimiz de durumu çakar; o zaman da bizim işler allak bullak olurdu. Onun için, biz burada bir tek örnekle yetinmek zorunda kaldık. Bu örnekle sizler durumu kavrayacaksınız, ama müşteriler gene de bal gibi yutmaya devam edecekler. Yalnız, şunu da iyi bilin ki verdiğimiz bu örnek pek de öyle önemlilerinden değil. Asıl dümenlerimiz yanında devede kulak kalır. Evet bayanlar, baylar, söyleyeceklerim aşağı yukarı bu kadar. Bu kişisel konuşmamla araya girip oyunu böldüğüm için bağışlayın beni. Şimdi artık durumu biliyorsunuz. Seyredip eğlenmenize devam edin.
(Perde açılır. Solda otel. Sağda kahve. Önünde tek bir masa. Masada SCHLUMPF oturmaktadır. Geride, demir çubuklu üç gişe. Üstlerinde, soldan sağa doğru, sırasıyla: "Vezne", "Cari Hesaplar", " Tahvil" yazılıdır).

BÖCKMANN — Bay Schlumpf kahvede oturuyor. (SCHLUMPF kalkıp selam verir) Belsendorf'da bir makine fabrikası var. Bankamızın en eski, en bağlı müşterilerindendir. Şu anda, dünyaya ün salmış, bölgemiz gazetesinin sabah baskısını okuyor. Bir yandan da kahvesini içiyor; sütlü kahvesini. (FRIEDA girer). İşte memuremiz Frieda, otelinden çıkıyor. Fabrikatörün yanına oturuyor; elinde de örgüsü var: bir bebek hırkası. Guillaume ona bir Cinzano götürüyor. İşte böyle. Küçük gösterimize başlıyoruz artık. Onun için sahneyi birazcık değiştirdik. Ben şimdi gişelerin bulunduğu bölümdeyim. Ne yıllar geçmiş ne başarılar kazanılmış, ne alınyazıları çizilmiştir burada. Nice ünler pas tutmuştur burada. Iste gişeler açılıyor. Gişe memurları, o iç açıcı sabah teranelerine başlıyorlar. Ben artık gidebilirim; sizleri onlarla baş başa bırakayım. (Sol geriden çıkar. SCHMALZ, üstünde "Vezne” yazılı gişeyi açar)

SCHMALZ —
Tam kırk hafta oldu buraya geleli.
İşte yeni bir sabah başlamakta.
Acımasız, ürkünç, soluk, iç ezici
Ne dolaplar başlayacak gene bu sabah da
Ne dolaplar başlayacak gene bu sabah da
Hiç düşünmemiştim bu denli yorucu
Olduğunu aldatmanın. Ama
Bunu düşünüyorum burada hep, bunu
Param kalp, yüreğim yara
Burada veznede, veznede burada

KAPPELER - (Üstünde "Cari Hesaplar” yazılı gişeyi açar)
Ben de buraya geleli tam kırk ay oldu
Başlangıçta hırs güdüyordu beni, şimdiyse korku
Bu zaman içinde çevirdiğim dümenler
Öldükten sonra da hapsolmama yeter
Öldükten sonra da hapsolmama yeter

İKİSİ BİRLİKTE
Siz ey küçük insancıklar, bekliyorsunuz nasıl da
Binbir güçlükle biriktirdiğiniz paraları
İşlemlerimiz sizi hepten aldatıyor oysa
Defterlerimiz karşılıksız gösteriyor hesapları ·
Defterlerimiz karşılıksız gösteriyor hesapları

HAEBERLİN - (Üstünde “Tahvil” yazılı gişeyi açar)
Ben de kırk yıldan beri burdayım derim
Şimdi hayvansam da, insandım önceleri
Ben, hin oğlu hin, tahvil dümenleri çeviririm
Türkümü rahat tutturabilirim gayrı
Türkümü rahat tutturabilirim gayrı

ÜÇÜ BİRLİKTE
Ve de siz kodamanlar, dinleyin bakın
Sanmayın ki paranızdır bu işleri çeviren
Bilmezsiniz nasıl döndüğünü çarkın
Öğrenin bizleriz hep dümenleri döndüren
Öğrenin bizleriz hep dümenleri döndüren

(SCHLUMPF saatine bakar, bankaya gider).

HAEBERLİN Buyrun, sayın Schlumpf.

SCHLUMPF — Nasıl, Haeberlin, ne dersiniz; baksanıza Oppliger sallantida, gitti gidecek.

HAEBERLİN — Doğrusu çok yamansınız.

SCHLUMPF — Freudiger paraları ödeyecek.

HAEBERLİN — Büyük başarı!

SCHLUMPF — Hösler de piyasadan çekiliyor gibi.

HAEBERLİN — Eşiniz yok, dedik ya.

SCHLUMPF — Üç bin.

HAEBERLİN — Yatırıyor musunuz?

SCHLUMPF — Hayır, çekiyorum. Hösler'den kazandığım bu. (Bir çek uzatır).

HAEBERLİN — Ödensin.

KAPPELER — Ödensin.

SCHMALZ — Ödensin (Telefon eder)

HAEBERLİN — Binlik mi vereyim, bay Schlumpf?

HAEBERLÍN — Hayır, yüzlük.

(GUİLLAUME kahvede telefonu açar)
SCHMALZ — Frieda gelsin.

GUILLAUME — Her zamanki gibi. Bayan Frieda! Sizi telefondan istiyorlar. (FRİEDA, Cinzanosundan son bir yudum alır, örgüsünü toplar, bankaya girer. Bu surada SCHLUMPF da paralarını cebine yerleştirmektedir)

SCHLUMPF — İşte böyle, Haeberlin. Görüyorsunuz, işler yolunda gidiyor, ama bir sürü de dert var. Yalnız sanayici değiliz ki. Koskoca bir de aile var başımızda. Kaya gibi ayakta durmam, dayanmam gerek. Şekerim bir karı, tıka basa yemekten balon gibi şişmiş canım çocuklar. Öğrenimlerini bitirmekte de hiç aceleri yok. Bir de, yatalak, yaşlı bir ana. Parayla dönüyor bütün bunlar. (Yanından geçip soldaki gişeye giden FRİEDA’nın arkasından bakar).

SCHLUMPF — İki bin daha. (Başka bir çek uzatır)

HAEBERLİN — Ödensin.

KAPPELER — Ödensin.

SCHMALZ — Ödensin.

(SCHMALZ, FRİEDA'ya eliyle SCHLUMPF'un beş bin çektiğini işaret eder).
SCHMALZ — Buyrun, Donna İnez.

FRİEDA — Benim için Sevilla'dan bir çek olacaktı, geldi mi?

SCHMALZ — Sevilla'dan çek mi?

KAPPELER — Sevilla'dan çek mi?

HABERLİN – Üzgünüm, ama yok.

KAPPELER - Üzgünüm, ama yok.

SCHMALZ - Çok üzgünüz, Donna Inez. Sevilla'dan henüz çek gelmedi.

FRİEDA — Beni herhalde bu güç durumda bırakacak değilsiniz. Yaşlı Kont Rodrigo'nun biricik kızıyım ben. Bu kentte de hiç tanıdığım yok.

SCHMALZ — Ne yapalım ki, bankanın kurallarına uymak zorundayız, hanımefendi.

FREIDA — Ama, rica ediyorum

SCHMALZ — Çok üzgünüz, Donna Inez, ama banka yönetmeliği elvermiyor.

FRİEDA — Öyleyse elimde kalan şu son pesetaları değistirin lütfen. (Bir avuç bozuk para uzatır)

SCHMALZ — Peseta.

KAPPELER — Peseta.

HABERLİN — Peseta.

FRİEDA — Annemin doğduğu bu ülkede öksüzler gibi kaldım. Karşıma çıkanlara bakın: Yasalar, kurallar, yönetmelikler. (SCHLUMPF gelir, kendini tanıtır)

SCHLUMPF — Ben Schlumpf. Ernest Schlumpf. Belsendorf'da bir fabrikam var.

FRIEDA — İyi, ama ne istiyorsunuz?

SCHLUMPF — En doğal olan şeyi: Size yardim etmek.

FRIEDA — Bana yardım etmek mi?

SCHLUMPF — Sevgili ülkemiz hakkında çok yanlış bir kanıya varıyorsunuz, Donna Inez. İzin verin de, bu yanlışlığı düzelteyim. Yurtsever bir kişi olarak, ağır sanayinin bir temsilcisi olarak. Kolunuza girebilir miyim? Şu kahvede biraz otursak. Size nasıl yardım edebileceğimizi konuşuyoruz.

FRIEDA — Bir dakika, pesetalarımı alayım da.

SCHLUMPF — Bırakın şu bozuklukları. (Kahveye giderler; gişeler kapanır) Garson, bir şişe şampanya.

FRİEDA — Ama, bay Schlumpf!

SCHLUMPF — Bay demeyin, n'olur. Bütün yakınlarım gibi, siz de bana Schlumpf'cuk deyin; Schlumpfcuk. (Masaya otururlar. SCHLUMPF, GUILLAUME'ye) Bardakları doldurun, lütfen.

GUILLAUME — Başüstüne, beyefendi. (Bardaklara şampanya koyar).

SCHLUMPF — Hadi, bas git, artik.

GUILLAUME — Başüstüne, beyefendi. (GUILLLAUME çekilir).

SCHLUMPF — Yalnız mısınız?

FRIEDA — Yalnızım.

SCHLUMPF — Ben de. Ağır endüstrideki mevkime karşın. Sağlığınıza, Donna Inez!

FRIEDA — Sağlığınıza, bay Schlumpf!

SCHLUMPF — Bak, yavrucuğum; gel şimdi, dürüst olalım da, seninle durumu açık açık konuşalım. Az önce bankadaki şu çek işi numaraydı, değil mi?

FRİEDA — Ama, bay Schlumpf!

SCHLUMPF — Schlumpf'cuk desene. Hay Allah!

FRİEDA — Schlumpf'cuk, bak.

SCHLUMPF — Hadi, çıkar baklayı ağzından. Benden hiç çekinme. Meteliksiz kaldın, bankayı dolandır maya kalkıştın, değil mi?

FRIEDA — Evet, Schlumpf'cuk.

SCHLUMPF — Bak, meleğim. Dünyada hiçbir banka böyle numaraları yutmaz. Hele, benim götürüp para yatırdığım bir banka, hiç. Hem, aslında sen kontes montes de değilsin. Schlumpf'cuk böyle kadın numaralarını yutmaz. Şu senin yaşlı kont baba numarası, küçük bir taşra kentinde tutar, ama benim gibi büyük kentlilere sökmez. Değil mi?

FRİEDA — Doğru. Babam, aslında, Santander'de taksi şoförüydü.

SCHLUMPF — Bak, gördün mü? Ya şu saygıdeğer annen?

FRIEDA — Burada, Kasap Sokak'da oturuyordu.

SCHLUMPF — Sonra da, İspanya'da bir geneleve kapağı attı. Nasıl, Schlumpf'cuk haklı değil miymiş?

FRİEDA — Ah, öyle utanıyorum ki!

SCHLUMPF — Utanacak bir şey yok. Schlumpf’cuk yaşamı iyi bilir. Insan doğasında olan hiçbir şey ona yabancı değildir. Yoo, ağlamaya kalkışma hemen. Seni çok iyi anlıyorum. Bütün bu yaptıkların hep yalnızlıktan.

FRİEDA — Ah, Schlumpf'cuk, bana karşı ne kadar da iyisiniz.

SCHLUMPF — Yoo, yoo. O kadar da büyütme. Ben de insanım. Dolap çevirmeyen mi var? Yalnız, şunu bil ki, bu konuda Schlumpf'cuk sonuna kadar dürüsttür. Kimi kez çevirdiğim işleri bir düşünüyorum da, aman Tanrım! Dünya çapında dümenler hepsi de. Önemli olan yürektir, yürek; yasalar değil.

FRIEDA - Çok doğru, Schlumpf'cuk.

SCHLUMPF — Ha, şöyle. Bak, durum aydınlandı. Şimdi yardım faslı başlayabilir.

FRIEDA — Evet, Schlumpf'cuk.

SCHLUMPF — Şimdi, bakalım seni nasıl bir süre batmaktan kurtarabiliriz.

FRIEDA — Evet, Schlumpf'cuk?

SCHLUMPF — Bak, sen de yalnızsın, ben de.

FRİEDA — Evet, Schlumpf'cuk.

SCHLUMPF — Öyleyse ?

FRİEDA —
Bakıyorsunuz gözüme, sıcak ve yabancı
Ve de anlıyorsunuz ne istediğimi
Bölüşür gömleğine dek nesi varsa sevi
Olmasın karşıdaki yeter ki yabancı
Efendim,
Ve soruyorsunuz ne kadar diye şimdi
Sevi çok büyük bedel isteyen bir şeydir
Bildiğim tek şey bu, siz de bunu bilin
Ve her insan kendini en büyük bedele verir:
Beş bin.

SCHLUMPF – Razı misin buna?

FRIEDÀ — Evet.

SCHLUMPF - Garson, hesap lütfen. Peki küçüğüm, nereye gideceğiz şimdi?

FRIEDA — Otele, tontonum.

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License